Hacı Hasan Efendi (ks)

Doğumu: Kayseri-Yahyalı, H.1299 / M.1914

Vefatı: Kayseri –Yahyalı, H.1372 / M.1987

 HACI HASAN EFENDİ’NİN (KS) HAYÂTI 

Hacı Hasan Efendi (ks), 1914/1330 yılında Kayseri’nin Yahyalı ilçesinde doğdu. Anne ve baba tarafından, Peygamber Efendimiz’in (sav) nûr nesline dayanan asîl bir âiledendir. O dönemin, dînî tahsîle elvermeyen kısıtlı imkânları içinde medreseye devâm etti. Fakat daha çok Erbilli Es’ad Efendi (ks) Hazretleri’nin halîfesi olan babaları Mustafa Efendi’nin sohbetlerinde yetişti. Yedi yaşında Kur’ân-ı Kerîm’i öğrendi. Gençlik, hattâ çocukluk yıllarında, rûhunun derinliklerinde taşıdığı ulvî seciye ve yüksek karakterini davranışlarıyla ortaya koydu. Kendi seviyesindeki yaşıtlarının dünyevî hevesler peşinde koşturduğu dönemde O, Allah (cc) ve Resûlü’nün (sav) aşkıyla yanıp tutuştu. 

On dörtte vurdular mânevî aşı,

Durmadan akardı gözümün yaşı. 

diyerek bizzât belirttikleri gibi tasavvufî terbiyenin kazandırdığı rikkat ve ruh inceliği daha o yaşlarda başladı. Zamânın irşad kutbu Mahmûd Sâmî Efendi (ks) Hazretleri’nin Yahyalı’yı teşrîflerinde, coşkun bir sevgiyle hizmetlerinde bulundu ve büyük iltifatlara mazhar oldu.

Emânet, Sohbet, Hizmet

Adana, Kozan, Ceyhan, Niğde, Ürgüp, Develi ve Yahyalı câmilerinde elli yıla yakın, fahrî vâiz olarak hizmet yaptı. Bir taraftan İslâm’ın muazzez prensipleri böylece gönüllere nakşedilirken diğer taraftan, odalarda özel sohbetler devâm ediyordu. Sohbet; Allah Resûlü’nün (sav) bu ölümsüz metodu ile insanlar, dünyâya kulluktan kurtulup Hakk’a kul oluyordu. Gönüllere ekilen ilâhî sevgi tohumunun yeşeren dalları arasında, bütün köksüz duygular yok oluyordu. 

Sohbetlerin mânevî hazzı içilince zaman ve mekân unutuluyor, nefsin önüne dizilmiş dağ gibi ihtiras yığınlarının ötesinde yepyeni bir dünyâ açılıyordu. Hülâsa insanlar, fıtratına/yaratılış gâyesine dönüyordu. Bu arada Efendi Hazretleri, levha yazarak ve kısmen zirâatla meşgûl olarak maîşetini temîne çalışıyordu.  

Şemâil, Ahlâk ve Beşerî Münâsebetleri 

Orta boylu, gül tenli, nûr yüzlü, ince kaşlıydı. Sakalı bir tutamı geçmezdi. Az yer, gereksiz yere konuşmaz, davranışları sünnet-i seniyyeye tabiî olarak uyardı. Uykusu hafifti. Mehâbetli idi. Görenlerde gayr-ı ihtiyârî bir hürmet duygusu uyanırdı. Ziyâretine gelenleri boş çevirmez, çok rahatsız olduğu anlarda dahi birkaç kelime de olsa sohbet etmekten geri kalmaz ve şöyle buyururlardı: ‘Siz gelince iyi oluyorum. Sizlerle konuşurken ağrılarımı unutuyorum.’

Etrâfını hep şefkat nazarıyla süzer, tek tek hâl-hâtır sorar, herkesle yakından ilgilenirdi. Gam ve kederle gelenler, memnûn ve mesrûr olarak dönerlerdi. Sâliklerine bir babadan daha şefkatli idi. Bu hâlleriyle, kemâlâtın şu üç özelliğine sâhipti:

1. Huzûruna varanın gamı ve kederi gider, içinde bir ferahlık uyanırdı.

2. Gelen kişi meclisinden ayrılmak istemez; her sözünden şevk ve muhabbet artardı.

3. Ziyâretine gelen büyük küçük herkes, elini öpmeye kendini mecbûr hisseder, hayır duâsını alırdı.

Tasavvuf hakkında daha önceleri yanlış fikirlere sâhip olanlar, Hacı Hasan Efendi (ks) Hazretleri’nin sohbetlerine iştirâk ettikten sonra, oradaki feyz ve mânevî havanın tesiriyle, bu müessesenin gerçek kimliğini öğrenmek imkânı bulur ve hayranlıklarını gizleyemezlerdi. Çeşitli vesîlelerle ziyâretine gelen (İslâmî hayattan uzak) kimselere de güleryüzlü ve nâzik davranır, sebebini soranlara: ‘Evlâdım, onlar bizim şahsımızda İslâm’ı görüyorlar, hâllerine bakarak gerekli ilgiyi göstermezsek, İslâm’dan soğumalarına sebep oluruz.’ buyururlardı.

Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyuruyorlar: ‘Mü’min gâyet sıcakkanlı, ince ruhlu ve yüksek seciyelidir. Pek çabuk sevilir ve kendisi ile anlaşmak çok kolay olur. Bu sıfatları hâiz olmayanda hayır yoktur.’[1] Bu hadîsin sırrına mazhar olmuş büyük bir insandı O. Hilm, tevâzu, sabır, merhamet, şefkat, şecaat, sehâvet gibi ahlâkî güzellikler, onun ömür ağacının çiçekleriydi.

‘Allah güzeldir, güzel olan şeyleri sever’[2] hadîs-i şerîfi gereğince yapılan her şeyin tertipli, düzenli ve güzel olmasına itinâ gösterirdi. Fakat hiçbir zaman satıhçı ve şekilci değildi. O’nun için önemli olan ruh ve mânâ idi. Çeşitli sebeplerle ülke içinde ve dışında Müslümanlara yapılan zulüm ve işkenceler sebebiyle büyük üzüntü duyar, sabahlara kadar uyuyamazdı. Mü’minlerin derdi onun derdiydi.

İslâm’ın ölçülerinden kesinlikle tâviz vermezdi. Hâlince muamele ederdi herkese. Fakat gençlere ayrı bir teveccühü vardı. Bu yüzden onun mübârek sohbetlerinden binlerce genç feyz almıştır. İnsanların kültür seviyesine ve meşrebine uygun konuşurlardı. Sıkıcı ve ağır değildi sohbetleri. Bazen olur, gözyaşından geçilmez, bazen de neşe ve tebessüm dalgalanırdı yüzlerde.

Riyâkârlığı sevmez, taassuptan hiç hoşlanmazdı. İ’lâ-yı kelimetullâh için çalışan her sahadaki insanları sevgiyle kucaklardı. Ulemâyı ve meşâyih-i kirâmı ayrım gözetmeden ziyâret ederdi. Üstâdın tavsiyesiyle İstanbul’da Süleyman Hilmi Efendi (ks) ile Ali Haydar Efendi (ks) Hazretleri’ni de ziyâret etmişlerdir. 

O, maddî ve mânevî bir cihad eriydi. Sohbetlerinin ağırlık noktasını cihad teşkîl ederdi. İçte nefis, şeytan; dışta insan şeytanlarına karşı her zaman uyanık olmayı öğütlerdi. Gerçek sûfînin, malını ve canını Allah yoluna fedâ etmiş insan olduğunu ifâde ederdi. Bütün yârânına, Hakk’ın hâkim olması için çalışmalarını tavsiye buyururdu. Kimseyi incitmez, sevdiğini Allah için sever, sevmediğine Allah (cc) için buğzederdi. Netîce olarak Peygamberî ahlâkı yaşatmaya çalışan bir mânevî önderdi o. 

Kemâlât ve Kavuşma

Yaş elli-altmışlara doğru yaklaştığında, ağır mânevî yükün vücutta meydana getirdiği rahatsızlıklar ortaya çıktı. Ankara Gülhane Hastânesi ve Kayseri Tıp Fakültesi Hastânesi’nde göz ameliyatı olup, şeker ve kalp hastalıklarından tedâvi gördü. Ama o, bütün bu rahatsızlıkları Allah’tan bir hediye bilerek hizmetine devâm etti. 1983’te mürşidi, önderi, gönül mi’mârı Mahmûd Sâmî Efendi(ks) Hazretleri vefât edince, üstâdın rûhâniyetine olan bağlılığını devâm ettirdiler. Fahr-i kâinâtın(sav) izinde 72 seneye yakın devâm eden nezîh bir hayattan sonra, 26 Ocak 1987 günü Kayseri’de dâr-ı bekāya irtihâl ettiler.

Vefât ettikleri günün sabahı, doktorların muhalefetine rağmen ısrarla hastâneden çıkarılmasını arzu etmiş, yakınlarına; ‘Bugün sağ tarafımdan Peygamberimiz (sav), sol tarafımdan da Sâmî Efendimiz (ks) tuttu, hiç hastalığım kalmadı.’ buyurmuşlardı.  

Kabri, Yahyalı Kavacık Mahallesi’ndeki, kendi yaptırdığı Kalender Câmii’ndedir.

Silsilede emâneti Mahmûd Sâmî Ramazanoğlu (ks) Hazretlerinden almıştır. “Kalemdâr” diye anılır.

Şefâatine nâil olmak ümîdiyle, rûhu için el-Fâtiha.

[1] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. V, s. 335. 
[2] Nesâî, Zînet, 54; Ebû Dâvud, Libas, 14; Müslim, Îmân, 93.

Mavi Yayıncılık Logo